“Bilişim suçlarının işlenmesi suretiyle elde edilen menfaatin bulunduğu hesabın askıya alınması ve elkoyma” Koruma Tedbirine İlişkin Görüşlerimiz

Kamuoyunda 11. Yargı Paketi olarak adlandırılan 7571 sayılı “Türk Ceza Kanunu ile Bazı Kanunlarda ve 631 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun” 25 Aralık 2025 Perşembe günü 33118 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe girmiştir. 

  7571 sayılı Kanun’un 22’nci maddesiyle 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’na (CMK) “Bilişim suçlarının işlenmesi suretiyle elde edilen menfaatin bulunduğu hesabın askıya alınması ve elkoyma” başlıklı 128/A maddesi eklenmiştir. Getirilen hüküm şöyledir: 

“  Bilişim suçlarının işlenmesi suretiyle elde edilen menfaatin bulunduğu hesabın askıya alınması ve elkoyma

MADDE 128/A- (Ek:24/12/2025-7571/22 md.)

(1) Türk Ceza Kanununda yer alan;

a) Nitelikli hırsızlık (madde 142, fıkra iki, bent e),

b) Nitelikli dolandırıcılık (madde 158, fıkra bir, bent f ve l),

c) Banka veya kredi kartlarının kötüye kullanılması (madde 245),

suçlarının işlendiği hususunda makul şüphe bulunması halinde banka, ödeme hizmeti sağlayıcısı veya kripto varlık hizmet sağlayıcısı nezdinde veya bunlar aracılığıyla yapılan ya da yapılmaya teşebbüs edilen işlemlere konu suçta kullanılan her türlü hesabın kırksekiz saate kadar askıya alınmasına ilgili banka, ödeme hizmeti sağlayıcısı veya kripto varlık hizmet sağlayıcısı tarafından karar verilebilir.

(2) Askıya alma işlemi ve hesap hareketleri, ilgili malî kurum tarafından tüm bilgi ve belgelerle birlikte derhal Cumhuriyet başsavcılığına bildirilir. Askıya alma işlemi ayrıca hesap sahibine de bildirilir. Hesap sahibi, askıya alma işleminin kaldırılması için Cumhuriyet başsavcılığına başvurabilir. Cumhuriyet savcısı, başvuru hakkında yirmidört saat içinde karar verir.

(3) Askıya alma işlemi tamamlanmadan suça konu menfaatin başka bir malî kuruma transfer edildiğinin tespit edilmesi halinde bu durum, askıya alma işleminin yapılabilmesi için banka, ödeme hizmeti sağlayıcısı veya kripto varlık hizmet sağlayıcısı tarafından ilgili malî kuruma gecikmeksizin bildirilir.      

(4) Birinci fıkra uyarınca malî kurum tarafından askıya alınan veya Cumhuriyet savcısının yazılı emri üzerine askıya alınan hesapta bulunan suça konu menfaate hâkim kararı üzerine veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet savcısının yazılı emriyle askıya alma süresi içinde elkonulabilir. Hâkim kararı olmaksızın yapılan elkoyma işlemi yirmidört saat içinde görevli hâkimin onayına sunulur. Hâkim, kararını elkoymadan itibaren kırksekiz saat içinde açıklar; aksi halde elkoyma kendiliğinden kalkar. Bu madde hükümlerine göre elkoyma işlemi yapılabilmesi bakımından 128 inci maddede belirtilen rapor alma şartı aranmaz.

(5) Elkonulan suça konu menfaat, suçtan zarar gören mağdura ait olduğunun anlaşılması halinde soruşturma veya kovuşturma evresinde sahibine iade edilir.

(6) Bu madde uyarınca askıya alma işlemine karar veren gerçek ve tüzel kişiler, hukukî bakımdan sorumlu tutulmaz.

(7) Yürütülen bir soruşturma veya kovuşturma kapsamında Cumhuriyet savcısı, hâkim veya mahkeme tarafından banka, ödeme hizmeti sağlayıcısı veya kripto varlık hizmet sağlayıcısından istenen bilgi veya belgenin on gün içinde fiziki veya elektronik ortamda gönderilmesi zorunludur. İstenen bilgi veya belgenin gönderilmemesi ya da eksik gönderilmesi halinde Cumhuriyet savcısı tarafından ilgili banka, ödeme hizmeti sağlayıcısı veya kripto varlık hizmet sağlayıcısına elli bin Türk Lirasından üç yüz bin Türk Lirasına kadar idarî para cezası verilir”.

  Koruma tedbirleri açısından  kanunilik ilkesinin varlığı kabul edilir. Bilişim suçlarının işlenmesi suretiyle elde edilen menfaatin bulunduğu hesabın askıya alınması ve el koyma tedbiri kanunla getirildiği için yeni bir koruma tedbiridir. Kanunun kabul edildiği 24.12.2025 tarihinden itibaren hukukumuzda “hesabın askıya alınması” adlı yeni bir koruma tedbiri ihdas edilmiştir. 

  Maddeye göre Türk Ceza Kanunu’nda (TCK) yer alan nitelikli hırsızlık (TCK 142/2-e), nitelikli dolandırıcılık (TCK 158/1-f ve l), banka veya kredi kartlarının kötüye kullanılması (TCK 245) suçlarının suçlarının işlendiği hususunda makul şüphe bulunması halinde banka, ödeme hizmeti sağlayıcısı veya kripto varlık hizmet sağlayıcısı nezdinde veya bunlar aracılığıyla yapılan ya da yapılmaya teşebbüs edilen işlemlere konu suçta kullanılan her türlü hesabın kırk sekiz saate kadar askıya alınmasına ilgili banka, ödeme hizmeti sağlayıcısı veya kripto varlık hizmet sağlayıcısı tarafından karar verilebilecektir (CMK 128/A, fıkra 1).

  Askıya alma işlemi ve hesap hareketleri, ilgili malî kurum tarafından tüm bilgi ve belgelerle birlikte derhal Cumhuriyet başsavcılığına bildirilir. Askıya alma işlemi ayrıca hesap sahibine de bildirilir. Hesap sahibi, askıya alma işleminin kaldırılması için Cumhuriyet başsavcılığına başvurabilir. Cumhuriyet savcısı, başvuru hakkında yirmi dört saat içinde karar verir. 

Kanun koyucu, hükmü el koymanın özel bir görünümü olarak düzenlemiştir. Hatta düzenlemenin kanundaki yeri, numaralandırılması ve düzenleniş şekli gözetildiğinde, CMK’nın 128’inci maddesindeki “Taşınmazlara, hak ve alacaklara el koyma” koruma tedbirinin özel bir görünümü olduğu da ifade edilebilir. Nitekim, aşağıda değerlendirildiği üzere, hüküm yazılış şekli itibarıyla ciddi hukuka aykırılıklar içermektedir. Tahmin ediyorum ki hüküm uygulamada da ciddi sorunlara yol açacak ve özellikle kişilerin mülkiyet haklarıyla özel hayatlarının gizliliğini ciddi şekilde ihlal edecektir. 

Kanun koyucunun suç tipleriyle mücadele etme bakımından birtakım önlemler alması, bazı koruma tedbirlerine hükmetmesi mümkündür. Ne var ki bunu yaparken koruma tedbirlerinin temel özelliklerinden olan “kanunla düzenlenmiş olma”, “geçici olma”, “araç olma” kurallarına uyması gerekir. Öte yandan bir koruma tedbirinin uygulanması için “gecikmede tehlike bulunması”, “görünüşte haklılık”, “ölçülülük” ve “şüphenin belli bir yoğunlukta bulunması” şeklideki ön şartların birlikte gerçekleşmiş olması da gerekir. 

Öncelikle ifade etmeliyiz ki CMK’daki koruma tedbirlerinde ya delilin kaybolması ya da şüpheli veya sanığın kaçmaması amaçlanır. Bu nedenle koruma tedbirlerinin muhatabı ya suça konu olan eşya yahut varlık ya da şüpheli veya sanıktır. Ancak eşya veya varlığın şüpheliye veya sanığa  ait olması gerekir. Nitekim koruma tedbirlerini düzenleyen CMK’nın 90 ile 140/A maddelerinin yazılış şekillerine bakıldığında koruma tedbirlerinin ya şüpheli yahut sanığın ya da şüpheli yahut sanığın kullandığı suç eşyasına ya da varlığına yönelik uygulandığı görülmektedir. 

Ne var ki 128/A maddesinde bu ana kuraldan sapılarak, hesap sahibinin hesabına askıya alma işlemi uygulanacağı ifade edilmiştir. Bu durum, koruma tedbirlerinin şüpheli veya sanığa karşı uygulanması yönündeki temel kurala ve ilkeye aykırıdır. Hesabına eft veya havale geçilen ya da kripto varlık gönderilen mağdurum olayla hiç ilgisi olmayabilir.  Bu durumda olayla hiç ilgisi olmayan mağdur, sadece hesabına gönderilen bir varlıktan ötürü mağdurun  hesapları (üstelik de herhangi bir hakim ya da savcı kararına gerek olmadan) askıya alındığı için mülkiyet hakkı ihlal edilmektedir. Düzenleme bu yönüyle Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) Ek 7 Numaralı Protokolüne de aykırıdır.

Kanun koyucunun bu işlemi “askıya alma” olarak değerlendirmesi, teknik olarak el koyma ile aynı sonuçlara yol açan işlemin, aslında bir tür el koyma olduğu gerçeğini değiştirmez. Zira, önemli olan bir işleme verilen ad değil, işlemin doğurduğu hukuki sonuçtur. 

Kanun koyucunun mağdura bu işleme karşı savcıya itiraz hakkı tanıması yeterli bir güvence sayılamaz. Zira savcı hüküm makamı değildir. Koruma tedbirine karar vermek veya bu kararlara itirazı değerlendirmek hakimin işidir. Ancak bazı hallerde koruma tedbirlerine, gecikmede sakınca varsa savcı emri ile karar verilip, bu emir hakim onayına sunulabilir. Ne var ki hiçbir hakim kararı  veya savcı emri olmadan bir koruma tedbirine karar verilmesi koruma tedbirlerindeki ölçülülük ilkesine aykırılık oluşturmaktadır. 

Koruma tedbirlerinin uygulanması için, uygulanacak tedbirin niteliğine göre kanun koyucu tarafından şüphe dereceleri belirlenmiştir. Hesabın askıya alınması tedbirinin uygulanması için de CMK 128/A-1 ile “makul şüphe” esası aranmıştır. Makul şüphe, somut olaylar karşısında sıradan kişilerin duyduğu şüphe olarak tanımlanabilir. Başka bir deyişle makul şüphe, bireyin suç işlemiş olabileceği konusunda, objektif bir gözlemciyi ikna etmeye yeterli olgu ve bilgilerin bulunmasıdır.

  Örneğin arama ve el koyma koruma tedbirinde öngörülen makul şüphenin varlığını hakim veya gecikmede sakınca bulunan hallerde, sonradan hakimin onayına sunulması kaydıyla savcı takdir etmektedir. Oysa hesabın askıya alınması tedbirindeki makul şüpheye mali kurum karar verebilecektir. Bu durum koruma tedbirlerindeki ölçülülük ilkesine aykırıdır. 

  128/A ile bırakın hakim kararını, mülkiyet hakkı gibi ciddi bir konuda savcıya dahi yetki verilmemiş, makul şüphenin oluştuğunu tayin edecek (nasıl tayin edecekse) banka, ödeme hizmeti sağlayıcısı veya kripto varlık hizmet sağlayıcısına koruma tedbirini uygulama yetkisi tanınmıştır. Bu karara karşı da savcıya itiraz edilmesi öngörülmüştür. Düzenleme, mülkiyet hakkının keyfi şekilde ihlal edilmesi tehlikesini barındırmaktadır. Hesabın askıya alınması tedbiri taşınmazlara, hak ve alacaklara elkoyma koruma tedbirinin özel bir görünümü olduğu halde, CMK 128’de kuvvetli şüphe aranırken, CMK 128/A’da makul şüphenin aranması da tedbirin uygulanması bakımından bir çelişki oluşturmaktadır. Oysa hem CMK 128, hem 128/A’daki korunan haklar mülkiyet hakkıyla yakın ilişki içerisindedir. Bu nedenle makul şüphe ile mülkiyet hakkının ihlaline yol açabilecek olması nedeniyle getirilen düzenlemenin doğru olmadığını düşünüyoruz. 

Diğer taraftan mağdurun itiraz hakkı düzenlemenin dördüncü fıkrası ile fiilen de işlemez hale gelmektedir. Zira dördüncü fıkrada “Birinci fıkra uyarınca malî kurum tarafından askıya alınan veya Cumhuriyet savcısının yazılı emri üzerine askıya alınan hesapta bulunan suça konu menfaate hâkim kararı üzerine veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet savcısının yazılı emriyle askıya alma süresi içinde elkonulabilir. Hâkim kararı olmaksızın yapılan el koyma işlemi yirm idört saat içinde görevli hâkimin onayına sunulur. Hâkim, kararını el koymadan itibaren kırksekiz saat içinde açıklar; aksi halde elkoyma kendiliğinden kalkar. Bu madde hükümlerine göre el koyma işlemi yapılabilmesi bakımından 128 inci maddede belirtilen rapor alma şartı aranmaz” denerek ilk fıkradaki 48 saate kadar askıya alma işleminin savcının talebi ve hakimin kararı ile (ya da gecikmede sakınca bulunan hallerde savcının emirinin hakim onayına sunulması kaydıyla) el koymaya dönüşebileceği öngörülmüştür. Bu durumda ikinci fıkra ile hesap sahibine, etkisiz de olsa, tanınan itiraz olanağı aslında fiilen de işlemez hale getirilmiştir. Çünkü, dördüncü fıkradaki el koyma usulü de kural olarak ilk fıkradaki 48 saatlik askıda tutma işlemi ile aynı süre içerisinde yapılmalıdır. Bu da hesap sahibinin itirazını fiilen kullanılamaz hale getirmektedir. Kaldı ki dördüncü fıkra gereğince verilen el koyma kararına karşı kanunda mağdura itiraz imkanı da tanınmamıştır. Bu durumda mağdur (hesap sahibi) hak arama hürriyetinden yoksun kalabilecektir. Ne var ki hesap sahibinin “ilgili” sıfatıyla CMK 267 vd hükümlerine göre itiraz yoluna başvurabilmesinin mümkün olduğunu düşünüyoruz.

  Düzenlemede “Bu madde hükümlerine göre elkoyma işlemi yapılabilmesi bakımından 128 inci maddede belirtilen rapor alma şartı aranmaz” denerek, CMK’nın 128’inci maddesinin ikinci fıkrasının son cümlesindeki teminat da ortadan kaldırılmıştır. Gerçekten de CMK 128/2.c.son’da taşınmaz hak ve alacaklarına el koyma işleminin gerçekleştirilebilmesi için en geç üç ay (bu süre gerektiğinde iki ay daha uzatılabilir) içerisinde, el konulacak hak ve alacağın niteliğine göre Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK), Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) , Mali Suçları Araştırma Kurulu (MASAK), Hazine Müsteşarlığı ve Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumundan (HMKGK), suçtan elde edilen değere ilişkin rapor alınması şartı getirilmiştir. Oysa Bilişim suçlarının işlenmesi suretiyle elde edilen menfaatin bulunduğu hesabın askıya alınması ve elkoyma koruma tedbirinin uygulanması sırasında, BDDK veya MASAK’tan rapor alma şartı dahi getirilmemiştir. 

Kanun koyucu tedbirin daha çabuk uygulanmasını ve mağduriyetlerin azaltılmasını düşünmüş olabilir. Ne var ki uzman bir kuruldan rapor alınmadan tedbire başvurmak hukukta çabukluğu sağlasa dahi hukuk devletinin temel ilkelerinden olan “hukuk güvenliği” ilkesini ciddi şekilde zedelemektedir.

  Öte yandan hesabın askıya alınması, hemen ardından el koyma ile sonuçlanabileceği için, esasen tedbirin CMK 128’deki taşınmazlara, hak ve alacaklara el koyma koruma tedbirinin özel bir görünümü olarak tanımlamak mümkündür. Ne var ki CMK 128/A’daki “hesabın askıya alınması” koruma tedbiri, diğer koruma tedbirlerinden farklı olarak hakim veya gecikmede sakınca bulunan hallerde savcı tarafından değil, banka, ödeme hizmet sağlayıcısı veya kripto varlık hizmet sağlayıcısı tarafından uygulanmaktadır (CMK 128/A-1). Tedbirin uygulanmasında hakim veya savcı tamamen devre dışı bırakılmıştır. Bu nedenle, tedbirin koruma tedbirlerindeki kanunilik ve hakim güvencesi ilkesi bakımından diğer koruma tedbirlerinden ayrıldığı ifade edilebilir. 

  Diğer yandan, hesabına askıya alınması tedbiri için savcıya itiraz edilmesi öngörülmüştür (CMK 128/A-2). Oysa, koruma tedbirlerinin genel özelliklerine bakıldığında, tüm koruma tedbirlerine karşı hakime (veya mahkemeye) itiraz hakkı tanındığı görülmektedir. Karar, mahiyeti itibarıyla hakimlik tarafından verilmiş olan bir karar olmadığı için kanun koyucu itiraz merci olarak savcıyı kabul etmiştir. Ancak savcı hakim olmadığı için hüküm veremez. CMK sistematiğinde savcı sadece emir verebilir. Kaldı ki koruma tedbirlerinde gecikmede sakınca bulunan hallerde savcı tarafından verilen tüm emir ve kararların hakim onayına sunulması gerekir. 

  Her ne kadar askıya alınan hesaba el koyma işleminin hakim veya gecikmede sakınca bulunan hallerde savcının yazılı emri ile (bu emrin hakim onayına sunulması kaydıyla) yapılabileceği CMK 128/A-4’te ifade edilmişse de burada artık el koyma işlemi başlamıştır. El koymanın öncesindeki hesabı askıya alma tedbiri bakımından hakim güvencesi ortadan kaldırılmıştır. Bu durum Anayasa’nın 6 ,9 ve 36’ncu maddelerine aykırıdır. 

  Diğer yandan hesabın askıya alınması tedbirinin uygulanması için gecikmede sakınca olduğu ifade edilebilirse de bu gecikme sakıncasının takdirini savcı yerine bir mali kuruma bırakmak koruma tedbirlerinin orantılığı ve ölçülüğü ilkeleriyle de bağdaşmaz. Gecikmede sakınca bulunan hal kavramının takdiri çoğu kez hukukçu olan savcılar tarafından da gereği gibi takdir edilememekte ve uygulamada sorunlara yol açmaktadır. Mali kurumların gecikmede sakınca bulunan hali hangi ölçütlere göre tayin edeceği de tartışmalıdır. 

   

  CMK 128/A’da sayılan nitelikli hırsızlık, nitelikli dolandırıcılık ve ve banka veya kredi kartlarının kötüye kullanılması suçlarının oluşup oluşmadığı yahut bu suçların işlenmesine teşebbüs edilmesi yönündeki görünüşte haklılığı (makul şüpheyi) hiç hukuk eğitimi almamış olan mali kurumların hangi ölçüte göre tayin edeceği belirsizdir. Suça teşebbüs ceza hukukunun konusudur ve hukukçular tarafından belirlenmelidir. Aksi halde, teşebbüsün koşulları oluşmamasına rağmen, hazırlık hareketleri aşamasındaki eylemler teşebbüs olarak yorumlanıp hesabın askıya alınması söz konusu olabilir. 

Bir koruma tedbirinin uygulanmasında ölçülü olunması gerekir. Oysa CMK 128/A’daki hesabın askıya alınması tedbiri bilhassa mağdur bakımından ciddi mali sıkıntılara yol açabilecek sonuçlar ortaya çıkarabilir. Bu nedenle, makul şüphenin ve görünüşte haklılığın hukuki yeterliliği olmayan kişiler tarafından tayin edilmesi, mağdurların hesaplarının haksız ve ölçüsüz şekilde askıya alınması ardından da bu hesaplara el konması sonucunu doğurabilir. Kaldı ki koruma tedbirleri ile şüpheli veya sanığın kaçması yahut delilleri karartması amaçlanmışken, getirilen düzenleme ile mağdurun hesapları askıya alınmaktadır.  

Sonuç olarak, 128/A maddesi yürürlükten kaldırılmalıdır. Zira hem ciddi hak ihlallerine sebep olabilir hem de Anayasa’ya pek çok bakımdan aykırıdır. Zaten CMK 128 varken 128/A maddesine bu şekliyle ihtiyaç da yoktur. 

128/A hükmü tamamen yürürlükten kaldırılarak, 128’inci maddeye, maddenin bütünlüğünü bozmayacak şekilde ihtiyaçları da karşılayan bir fıkra eklenmelidir.


Bu blogdaki popüler yayınlar

CEZA HUKUKUNDA TAKSİRLE İHMALİ DAVRANIŞIN CEZALANDIRILABİLİRLİĞİ ÜZERİNE DENEME (DEPREM, TRAFİK KAZASI, YANGINDA CEZAİ SORUMLULUK)